a laundry project

Yayınlandı: 23 Ekim 2010 / Uncategorized

Avrupa’da çamaşır kurutma makinesi sahipliği yüzde üçü geçmiyor ama bu oran ABD’de yüzde seksenlerde ve yukarı doğru tırmanıyor. Bu farklılığı sadece iklimle açıklamak mümkün değil, arada kültürel bir fark var. Özellikle Akdeniz ülkelerinde balkonlardan sarkan çamaşırlar kentlerin ne kadar Akdenizli oluğunun gururlu göstergesidir. Amerika’ya has olan şey ise, ev sahiplerinin sözleşmelere dışarıya çamaşır asılmamasının dikte etmeleri çünkü çamaşırların dışarıda sallandığı mahallelerde emlak fiyatların düştüğü bir gerçek.

ABD’de yakın zamanda açık havada dalgalanan bir gömlek gören yok gibi. Çamaşır asmaktan bahsedilince herkeste br nostalji oluşuyor. 90’lardan beri mandan üreticilerinin zarar etmesi veya iflası şaşılmaması gerekilen bir durum. Bunlarla birlikte tahta mandal artık antika eser muamelesi görmeye başlamış ve sanatçılar apartmanların arasına çamasır asarak ‘enstalasyonlar’ yapmaya başlamışlar. Bizim buralarda bienallere yetecek kadar çağdaş sanat eseri mevcut yani.

Amerikalarda kıyasıya tartışılan bu konuda dikkat çeken bir diğer nokta aslında konunun ne kadar da ‘kirli’ olduğunu gösteriyor. ‘Tamam, bu konunun gerekliliğine inanaıyorum ama alt katımdaki Çingene ailesi asmasa olmaz mı?’ diye lafı dolandırmadan da söyleyenler mevcut.

‘ben komşumun donlarının görmek zorunda mıyım?’ diye savunmaya başlanıyorsa, işin içinde ırkçılık ve ayrımcılık olması yüksek. O komşu ya göçmendir, ya yoksul, ya da şişman. Zaten başka söze gerek yok ‘dışarı çamaşır asmak üçüncü dünya işidir, geriliktir’ diyenler daha açık sözlü. bu arada tartışmalar içinde dışarı asılan çamaşırların hijyenini sorgulayanlar bile var.

Hem toplumsal hem çevresel sebeplerle Batı dünyası çamaşır asmakla barışmaya çalışırken, bizim büyük kentlerimizde gün geçtikçe bu yola sürükleniyor. Kentlerin etrafını saran çok katlı cafcaflı sitelerde bırakın balkonu, dışarı açılan camı bile olmayanlar var. Ağaoğlu’nun onuncu katındaki bahçesinde çamaşır asılabilecekmi acaba? Ammannn! Emlak değeri düşmesin!

duvara karşı

Yayınlandı: 18 Ekim 2010 / Uncategorized
Etiketler:

hayatına son vermek istiyorsan yap, bunun için kendie öldürmene gerek yok

Yayınlandı: 23 Temmuz 2010 / Uncategorized

insan inandığı şeyler uğruna muhteşem hatalar da yapabilir.
kızmamalısın.
darılmamalısın,
eğer kardeşlik varsa aramızda.
sevgi,
hoşörü takıntısı da değil
bir elmanın kırmızı olması,
bir gülün öyle kokması,
bir derdin halledilmesinin ardından gelen ferahlık kadar sıradan ama güzeldir,
hata yapmak.

Aşka çılğınlığın yakıştığını neden görmezden gelelim?
neden geçmişe saklayalım serseriliğimizi?
ılımlılık mı kurtaracak geleceğimizi?
alttan almamız mı örtecek ruhumuza bulaşmış çirkefliği?

demokrasi senin saçlarından güzel değil
yanımda uzanırken sen,
özgürlük bile çekici değil.

küflü prens

Yayınlandı: 15 Temmuz 2010 / türkçe, şiirler

ben jiletin öteki yanına uzanıyorum sana iyi geceler
puhuların üstünden gece vardiyaları ve rıhtım görülüyor
üstündeki kan kokusu bütün cesetleri buraya çekecek
öyle şehvetli ki dudaklarını saran atmosfer
diplerine kömür çökmüş tırnaklarıyla küçükser seriler
senin ellerinden kabusun matarasını kapacak ve
içindeki sessizliği içecekler

ben hüznün öteki yanına yatıyorum sana iyi geceler
son tartışmamız olsun bu yoksa beni öldürecekler
usulca akan bir gözyaşı gibi sevişelim de biraz, eğer istersen
çok uzun yolları aydınlatan benzinistasyonları gibi
uykusuzluğumuzu gölgelesin alkölün dövdüğü saatler
bak, yatakta ikimiz de ağlıyoruz; meselemiz malum, aşk
üst kattaki komşu yine çocuklara su veriyordur
haplar da kayboldu, esrar da, bileklerimizdeki kesikler de
havaya bir kuş at, ben onu yerdeki gözlerimle vuracağım
dudakların ne ki, olsa olsa şurdan üç beş adım
ben mezarın öteki yanına yatacağım sana iyi geceler
aramıza hançer bırakacağım, belki küflü bir hançer
onun küfüyle paslanırken gizli saklı yalnızlığımız
rüyamıza giren prensler
içimizdeki mutsuzluğu içecekler

ben intiharın öteki yanına uzanıyorum sana iyi geceler

dikkat! Aile var!!

Yayınlandı: 14 Haziran 2010 / gay, türkçe, turkey
Etiketler:, ,

Bu yıl 18. kez yapılacak olan LGBTT Onur Haftası aile kurumunu tartışıyor. Onur Yürüyüşü’nün coşkusu her yıl artıyor olabilir ama Türkiye toptan ‘hormonlu domates tarlası’; iğnelenecek çok şey var.

Eşcinsel onur yürüyüşü 1993’te Türkiye’de ilk kez yapılmak istenildiğinde, valilik izin vermemiş, yurtdışından gelen konuklar sınır dışı edilmişti.

10 yıl sonra 2003’te sadece 50 kişi katıldı yürüyüşe. Geçen yıllarda gerçekleşen onur yürüyüşlerinin coşkusu ise bir başka oldu. Dev gökkuşağı bayrağının altında yüzlerce LGBTT ve destekçileri “Eşcinseller vardır” diyordu, demeye de devam ediyorlar.

Bunun genel bir kabul olmadığını da biliyoruz; Türkiye’de belki de en çok hırpalanan gruplardan biri LGBTT bireyler. Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Aliye Kavaf’ın söyledikleri aklımızda… Diğer yandan gün geçmiyor ki gazete sayfalarına bir travesti ya da transseksüelin katledildiği haberi düşmesin…
50’den fazla gönüllünün emeğiyle gerçekleşecek bu yılki Onur Haftası’nın gündemi: ‘Dikkat, Aile Var!’.

neden bir blog?

Yayınlandı: 11 Mayıs 2010 / Uncategorized

neden yazmak, ne yazmak?

bu blog hayatımın kenarına düştüğüm notları bir arada tutmak, kayıt altına almak için açıldı. yeni bir gezegen keşfetmek, dünyaya yeni şekil vermek, üçüncü şahısların fikirlerini değiştirmek ve onları hayatımın öznesine olan kendime yakınsatmayı amaçlanmamaktadır. sadece algılamak ve algıları tanımak amacıma hizmet etmeye çalışmaktadır.

diğer bir deyişle burada yazılanlar fındık kabuğunu doldurcak cinsten bile değildir. yazar kişi kendini bir bok sanmamakla birlikte, bir şey sanmakta, bazen havalara girmekte, ara sıra aybaşısı gelmekte. burada yazılanlar yalandır, dolandır; diğer bir ifadeyle yazarın kendini bile bağlamamaktadır çünkü yazar hergün gömlek değiştirir gibi düşünce değiştiren döneğin ve zındığın alasıdır.

bu blogda yaşamıma ilişkin gördüğüm herşeyi yazacağım; en azından böyle belirgin bir çizginin varlığına inanmaktayım. diğer yandan yaşamım “görüşlere ilişkin görüşler” ve “yorumların yeniden yorumlanması”ndan ibaret olduğundan tilki çoğu kez kürkçü dükkanına da dönebilir. bu geri dönme hadesesi yazar-çizer entel adayını bile ilgilendirmez; çünkü kendini tekrar etmek oldukça matah bir erdemdir nazarımca.

sağlıcakla kal blog, bir yere gitme…